2018/01/18

Durarara!! Light Novel Bölüm 5 - Şehirde Tipik Bir Gün / Gece (Kısım 2)

-Ah, yine böyle bitti… Izaya bu tür durumları daha önce de bir çok kez görmüştü. Her kes farklı tepki gösteriyordu. Kimisi göz kırpmadan durumun üstesinden geliyor kimisi de tek kelime etmeden çekip gidiyordu. Ama tamamen sakin kalanını şu ana kadar görmemişti. Eğer bu durumla karşılaşıp da öylece “Ah, anladım.” diyen bir kişinin gerçekten de birlikte ölecek bir “dostu” olmasa gerekti. Fakat Izaya, insanoğlunun karşısına çıkaracaklarını henüz tam anlamıyla görmediğinden yargılarını tamamen psikoloji kitaplarına dayandırmayacaktı. Bundan henüz emin değildi ama yine de bu şekilde düşünüyordu. Eğer bir kimse böyle bir durumda sakin kalabilirse ve buraya eğlence için gelmemişse, o zaman muhtemelen içten içe birilerinin onlarla intihar dışında konuşmasını yahut diğerlerini bunu yapmaktan alıkoymak istemelerinden ya da belki de onlar da “onun gibi” olduklarından buradalardı.
“Seni adi! Kes şunu artık! Kim olduğunu sanıyorsun sen hem? Çok ileri gittin!”

“Ha? Neden ki?”

Izaya’nın yüz ifadesi “Neyden bahsettiğini anlamıyorum.” der gibiydi. Masumca bakan gözlerini iki kadında da gezdirdikten sonra yavaşça kapattı.

Saniyeler sonra Izaya gözlerini yeniden açtığında yüzündeki o neşeli ifade tamamen silinmiş, yerini tamamen farklı bir tür gülümsemeye bırakmıştı.

“Eh…?”

Yüzünü görünce ölümden sonra yaşama inanan bayandan çığlığı andıran bir ses duyuldu.

Izaya’nın yüzündekinin bir gülümseme olduğu aşikardı. Yalnızca öncekinden tamamen farklı bir gülümsemeydi. Ancak onun yüzündeki ifadeyi görünce iki bayan birden fazla gülümsemenin olduğunu fark edebilmişlerdi.

Gülümsüyor olmasına karşın yüzü bir maske kadar sert görünüyordu. Bir gülümseme olmasına rağmen aşırı derecede soğuktu. Ve bir gülümseme olduğu için de gören herkes tarif edilemez bir korkuya kapılıyordu. İşte böyle bir gülümsemeydi.

İki bayanın da Izaya’ya paylayacak sayısız karşılığı vardı ancak o an itibariyle ikisi de dilsiz gibi kalakalmışlar ve ağızlarını açamamışlardı. Sanki önlerinde insan olmayan bir yaratık duruyormuş gibiydi.

Ama Izaya o korkunç gülümsemesini koruyup aynı soruyu yeniden sordu.

“Ne? Ne demek ileriye gidiyormuşum? Anlamıyorum.”

“Çünkü…”

“Sen-”

Bayanların sözü Izaya’nın sert karşılığıyla yarıda kesildi.

“Siz ölmek istemediniz mi? O zaman size söylediklerimin ne manası var? Size yalan da söylenmiş olsa, azar da işitmiş olsanız yakın zamanda öleceksiniz nasılsa. Size yalan söyledim diye canınız sıkıldıysa neden hemen şimdi dilinizi ısırıp koparmıyorsunuz? İntihar etmek amaçlı dilinizi ısırmanın sizi kan kaybından değil de yaşadığı anlık şokla dilinizin kalan parçasının nefes borunuzu kapatacağını ve dolayısıyla da sizi boğarak öldüreceğini biliyor muydunuz? Bu şekilde hoşnutsuz bulduğunuz her şey gitmiş olacak. Artık var olmayacaksınız. Her şey bu kadar basitken bana hala ileriye gittiğimi söylüyorsunuz. Bence ileriye giden sizlersiniz.”

“Anlıyorum! Ama…”

“Hiç de anlamıyorsun.”

Bu sefer Izaya, ölümün hiçliğin uzantısı olduğunu söyleyen kadınla konuşuyordu ve ses tonu normalden daha da baskıcıydı.

-Yüzündeki o gülümsemeyle elbette.

“Anlamıyorsun gerçekten. Hem de hiç anlamıyorsun. Az önce ölümün kocaman bir hiçlik olduğunu söylemiştin değil mi? Ama bu doğru değil. Herhalde endişelerini köreltmek için öyle bir şey söyledin. Ama aslında ölüm sadece yok olmaktır. Varlığın yok olacak sadece, sorunların değil.”

Kadın cevap vermedi. İkisi de tamamen Izaya’nın gülümsemesine kilitlenmişlerdi.

Izaya’nın gülümsemesi daha da korkunçlaşıyor, kendisini dinleyen iki bayana insan dışı bir şeymiş gibi görünüyordu.

“Hiçbir şeyin bulunmadığı bir durum ‘hiçbir şey’ sayılamaz. Ve bu durum ‘bir şeyin’ zıttı da değildir. Senin bahsettiğin hiçlik sonsuz karanlıktan başka bir şey bulunmayan hiçliktir. Ama bu kavram ‘karanlığın varlığı’na eşdeğer olduğundan buna nasıl hiçlik diyebilirsin? Eğer ölüp acılarından kurtulmak istiyorsan öyleyse ‘sorunlardan kaçmanın bir yolu’ bilgisine ihtiyacın var demektir. Bu da bir şey değil mi? Yani dediğim gibi, ne düşündüğünü bile bilmiyorsun ve bir şeyi bilip bilmediğini bile bilmediğinden böyle bir şeyi gözünün önüne getiremiyorsun. Düşünce şeklin birçok insanınkinden farklı değil. Bu seviyedeki düşünceler, ölümden sonra yaşama inanmayan bir ilkokul çocuğunun dahi anlayabileceği, korkabileceği ve hakkında endişelenebileceği şeyler, değil mi?”

İki bayan da gerçekte Izaya’nın bu teorisinin açıklarla dolu oluğunu biliyordu ve tartışmak için bolca fırsat vardı. Ancak sertçe çıkış yaparlarsa karşılarındaki insanla daha basit cümlelerle anlaşıp anlayamayacaklarını düşünmüşlerdi onun yerine-

Bu tür düşünceler tereddütten değil korkudan oluşmuştu.

“Ama… bu… bu sadece senin düşüncen değil mi?”

Kadın tüm cesaretini bu kelimeleri sarf etmek için harcamış fakat Izaya’nın gülümsemesini gördükçe kekelemeye başlamıştı.

“Doğru. Hiçbir şey bilmiyorum. Ölümden sonra yaşama inanmamak benim kendi kendime karar verdiğim bir şey. Ama olsaydı iyi olurdu diye düşünebiliyorum en azından.”

Ha ha. Izaya bu iki heceyi son derece soğuk bir şekilde söyleyip kuru bir şekilde güldü ve hafif bir ses tonunda konuşmaya devam etti.

“Ama bu senin durumun için düşününce farklı. Ölümden sonraki yaşam hakkında tereddütlerin var ama yine de ölmek istiyorsun. Sakın bana inandığın dinin sana intihar etmeyi öğütlediğini ve hatta ‘yaşadığın ilişki sorunlarından dolayı ya da iş bulamadığın için kendini öldürmende’ seni cesaretlendirdiğini söyleme. Eğer böyle bir şey olsaydı söyleyecek sözüm olmazdı tabi. Hatta harika biri olduğunu bile düşünebilirdim ama öyle değil. Bu yüzden kapa çeneni.”

Sonunda onların kendisine hak vermesini istiyormuşçasına kafasını hafifçe yana eğdi ve yavaşça sonucu açıkladı:

“Eğer ölümden sonra yaşama inanıyorsanız onun hakkında konuşmayın, tamam mı? Ölümden sonraki yaşama hakaret olur bu. Hatta ölmek istemeyen ama şartlardan dolayı bunu yapmaya itilen insanlara daha büyük bir hakaret.”

Dakikalar birbirini kovaladı. Kısa bir süre geçmiş olsa dahi iki bayana sanki çok uzun bir süreymiş gibi gelmişti.

Sonsuzmuş gibi görünen bu kısa süre içinde Izaya yeniden gözlerini kapattı. Gözlerini yeniden açtığında gülümsemesi yeniden önceki nazik ve neşeli haline bürünmüştü.

Etraflarındaki hava yeniden yumuşar gibi olsa da iki bayan hareket etmeye cesaret edememişlerdi. Ve Izaya da az öncekinden tamamen farklı şeyler söylemeye başlamıştı.

“Ah, hahaha, az önce ‘Öldükten sonra ne yapacaksınız?’ diye sorduğumda paradan bahsedecektim aslında!”

“…Ha?”

“İsraftan nefret ederim ben! Bu yüzden acaba elinizde ne var ne yoksa bana verip öyle ölebilir misiniz acaba? Sigorta işleri çok uğraştırıcı ve olacak gibi de durmuyor, bu yüzden siz paralarınızı bana yatırsanız daha kolay olur. En azından siz öldüğünüzde paranız boşa gitmez. Kimliklerinizi ve cesetlerinizi satsam iyi kar edebilirim. Ayrıca sırf bu işler üzerine odaklanan sağlam bağlantılarım var.”

Izaya’nın gülümsemesi az önceki kötücül gülümsemeden tamamen uzakta, oldukça insancıldı ve ağzından çıkan kelimeler de bir insanın arzularına hitap ediyor gibiydi.

Kadınlar karşılık vermek için ağızlarını açtılar ancak Izaya ikisini de sesiyle susturdu.

“İzin verin sizi test edeyim. Soru bir. Sizce neden kapıya en yakın yerde oturuyorum?”

İki bayan Izaya’nın neredeyse çıkışı engelleyen bir konumda oturduğunu fark ettiler. Ve az öncekinden çok daha farklı bir korku duymaya başladılar. Eğer Izaya’nın az önceki gülümsemesi bir şeytanın gülümsemesiyse şimdiki Izaya insanlığın tüm kötü niyetlerinin bir araya gelmiş haliydi.

“Soru iki. Sizce masanın altındaki bu iki tekerlekli bavul ne için kullanılacak?”

Izaya bahsedene kadar iki bayan oturdukları koltukların hemen karşısında, masanın altında iki büyük bavulun bulunduğunu fark etmemişlerdi. Tatillerde büyük eşyaları taşımak için kullanılan türde bavullardandı.

“İlk ipucu. Bavullar boş.”

Bunu duymalarının üzerine iki bayan da aynı anda dehşete kapıldılar. İkisi de birbirleriyle daha yeni tanışmış olmasına rağmen Izaya için aynı hisleri paylaşıyorlardı.

“İkinci ipucu. Özellikle bu iki bavul seçildi çünkü sizin ‘bedenlerinize’ tam uyuyorlar.”

İçlerini mide bulandırıcı bir his sarmalamıştı ve bu tamamiyle karşılarındaki adamın iğrençliğinden geliyordu. Bunun yanında başlarının dönmesine sebep olan başka bir şey ortaya çıkmıştı şimdi.

“!? Bu da... ne…”

İçinde bulundukları bu elverişsiz durumu fark ettiklerinde artık çok geçti ve ayağa kalkacak güçleri bile kalmamıştı.

“Soru üç. Eğer ikiniz birlikte bana saldırırsanız beni alt edebilirsiniz. Bu yüzden neden bi’ denemiyorsunuz? İpucu. Size önceden verdiğim içecekleri hatırlayın.”

Etrafları bir girdap gibi dönüyordu. Bulanık bilinçlerinde Izaya’nın dans eden sesini duydular. Nazik sesi bir ninni gibi geliyor, ikisini karanlığa doğru çekiyordu.

“Aşk diyorum! Ölüme karşı hiç aşk duymuyorsunuz. Ölümü aşkla kucaklamalısınız. Hiçliğe karşı da neredeyse hiç saygınız yok. Durum böyleyken nasıl sizinle ölmeye razı gelebilirim ki?”

Sonra, kadınlardan biri kalan son gücüyle dönüp Izaya’ya öldürücü bir bakış attı.

“Seni asla… affetmeyeceğim! Seni…öldüreceğim…!”

Bunu duyunca Izaya sırıttı ve nazikçe kadının yanağını okşadı.

“Mükemmel. Eğer benden nefret edecek kadar gücün varsa yaşayabilirsin demektir. Ben bir harikayım. Hayatını kurtardım bak. Bana teşekkür etmen gerek.”

Bunun ardından kadın bilincini kaybetti, Izaya kadının şakaklarını okşarken bir süre düşündü.

“Ah~ ama ben insanlar tarafından nefret edilmekten hoşlanmam. Bu yüzden sanırım seni öldüreceğim.”

0 yorum:

Yorum Gönder