2015/07/25

Durarara!! Light Novel : Bölüm 1 - Gölge (Kısım 1)

Chat Odası (Tatil Günü, Akşam)


《Dediğim gibi, şu an Ikebukuro’daki en güçlü grup Dollars olmalı!》

(Daha önce hiçbir Dollars üyesiyle tanışmamış olmama rağmen onlar hakkında çok şey duydum.)

《Çünkü spot ışığı altında olmaktan hoşlanmıyorlar! Ayrıca internette herkes onları konuşuyor! 》

[Ah anladım… hm… Kanra-san Ikebukuro hakkında çok şey biliyora benziyor.]

《Mm… Çok fazla değil. 》

《Ah… O zaman, o zaman, o zaman siyah sürücü olayını kesin duymuşsundur? 》

[Siyah sürücü?]

(Wow…)

《Shinjuku ve Ikebukuro’da bir sürü kargaşaya yol açtı! Dünkü haberlere bile çıktı! 》



♂♀


☆ Tokyo, Bunkyo civarında bir yer (Gece Yarısı)

“Sen… bir… canavarsın!! AHHHH!”

Genç adam acı bir çığlık attı, elindeki metal sopayı kaldırdı ve kaçtı. Gece yarısı sularıydı ve genç adam delicesine kaçıyordu çok katlı otoparkta. Sağ elinde tuttuğu metal sopayı o kadar sıkı tutuyordu ki sıcaklığı neredeyse vücut sıcaklığıyla aynı olmuştu. Avuçlarından sızan soğuk terden elleri hissizleşmişti.

Kimsecikler yoktu, yalnızca sahiplerini sessizce bekleyen birkaç araba vardı.

Ağır ağır ilerleyen adımlarının, nefes alış verişinin ve hızla artan kalbinin sesi dışında otopark tamamen sessizdi. En ufak bir ses bile kulaklarında çınlıyordu.

İki büyük sütunun arasına doğru yürürken serseri kükredi.

“S-siktir! Siktir siktir! Siktir! Ben… ben… ben… öldürüleceğim ulan! Sikeyim!”

Gözlerinde tutuşan nefrete rağmen ağzından dökülen kelimeler korku doluydu.

O ana kadar serserinin boynundaki dövme, düşmanlarına karşı bir tehdit ve korkunun değişmez bir kaynağı olmuştu. Ama bugün, boynundaki o dövme kendi korkusunun tanınmaz bir haline dönüşmüştü. O anda hevesle yaptırdığı çivit mavisi dövme, sivri siyah botların belirgin etkisiyle işaretlenmişti.


♂♀


《Aslında bu uzun süredir dolaşan bir dedikodu. Şimdi çoğu telefonun kamera özelliği olduğundan herkes siyah sürücünün fotoğrafını çekmeye çalışıyor, bu sıralar çok popüler!! 》

(Evet, sanırım biliyorum. Ama gerçekten bir şehir efsanesi ya da tuhaf, egzotik bir şey değil, değil mi? Sanırım bu sadece Bosozoku*… Ama son zamanlarda yarış yapmak için pek toplanmıyorlar…) 
*Bosozoku: Japonya’daki motosiklet çeteleri.

《Ama hiç ön farlarının olmayışı gerçeği işi yeterince garip kılıyor!》

《Eğer bir insansa, bu…》


[Seni anlamadım.]

《Ah şey… Açıkça söyleyecek olursam, büyük ihtimalle bir canavar o!》



♂♀


Botlar etle buluştuğunda hoş bir çatırtı çıktı. Genç adam havada iki büklüm süzülüp çarpık bir kavis çizerek çakıldı.

Vücudu yere çarptığında sarsılmış olmasına rağmen karın kasları panikle kıvranıyordu. Hava aşırı derecede soğuktu ve bedeni uyuşmuştu. Betonun soğukluğunu zorlukla hissedebiliyordu. Genç adam sanki bir çeşit kabustan körü körüne kaçıyormuş gibiydi. İçindeki korkunun kaynağı ayaklarındaymışçasına doğrulup ayağa kalktı.

Gördüğü şey bir gölgeye benziyordu—doğrusu yapılabilecek tek tanım buydu. Kesinlikle bir “gölge”ye benziyordu.

Gölge, üzerinde saçma sapan amblemler olmayan, siyah ve vücudunu saran bir sürücü elbisesi giymişti. O kadar karanlıktı ki simsiyah başlıyor ve değişip mürekkep rengine dönüşüyordu. Eğer otoparktaki floresan lambalarının ışığı olmasaydı, belki de orada birinin olduğunu fark etmeyecekti bile.

Ama gölgenin en korkunç tarafı boynunun üzerinde kendine has bir kask giymiş olmasıydı. Üzerindeki simsiyah kıyafetle birlikte kaskın şekli ve üzerindeki desenler sanatçılığın soyutluğu içinde birleşiyordu. Birbirleriyle o kadar uyumluydular ki kesinlikle çatışmıyorlardı.

Kaskın güneşliği de lüks arabaların renklendirilmiş camları kadar siyahtı. Ancak ve ancak titreşen floresan ışıklarının yansıması görülebiliyordu ve kaskın içinde hiçbir hareket yoktu.

“…”

Gölge sessizlikten başka bir şey yaymıyordu ve uzaktan da yaşayan bir şeye benzemiyordu. Genç adam gölge yaratığı bakışlarında korku ve iğrenmeyle inceledi.

“Ben… be-be-be-ben… bir Terminatörü gücendirdiğimi hatırlamıyorum!”

Kulağa şaka gibi geliyordu fakat genç adam hiç ezik şakalar yapacak durumda değildi.

“K-konuş! Konuş! Kimsin sen? Nesin sen!?”

Genç adama göre böylesi garip bir gölgenin var oluşu tamamen hayal ürünüydü. O yapması gerekeni yapmıştı tıpkı her zaman otoparkın en alt katında yaptığı gibi.

Sözde birkaç ayak işi yapıp gidecekti. Bu iş bir müşteriye birkaç “mal“ teslim etmekti. Daha sonra biraz daha fazla “mal” verecekti. Böyle olması gerekiyordu ve o da her zaman ne yapıyorsa onu yapmıştı. Nerede yanlış yapmıştı acaba? Bu… canavarın dikkatini çekecek ne yapmış olabilirdi ki—

Genç adam ve onun “iş arkadaşları” sadece normal bir gün olsun istemişlerdi ama bugün her zamanki rutinleri tek bir uyarı dahi almaksızın bölünmüştü.

İş arkadaşlarından biri geç kaldığı için otoparkın girişinde beklerlerken birden bire o gölge belirmişti. Bir motosiklet sessizce giriş kapısından geçip onlardan on metre kadar uzakta durdu.

Genç adam ve iş arkadaşları ”o” geçerken bir gariplik sezmişlerdi.

İlk olarak, motosiklet geçerken en ufak bir ses bile çıkarmamıştı. Belki lastikleri asfalta sürterken ince bir ses çıkarmış olabilirdi fakat önemli olan motorunun tamamen sessiz oluşuydu. Elbette sürücü motoru durdurup yalnızca kendi hızıyla girişten geçmiş de olabilirdi ama öyle olsa bile en azından motoru durdururken ses çıkması kaçınılmazdı. Ancak kimse en ufak bir ses dahi duymamıştı.

Garip olan şuydu ki, motosiklet de sürücüsü de tamamiyle siyahtı. Motor kutusu, vites şaftı, hatta lastiklerin jantları bile komple siyahtı. Farları yoktu ve plakasının olduğu yerde yalnızca metalden siyah bir tabela vardı. Herkes aslında o gölgenin bir motosiklet olduğunu fark edebilirdi. Çünkü ay ışığı ve sokak lambalarıyla hafifçe aydınlanıyordu.

Bundan çok daha tuhaf olan şeyse sürücünün elinde tuttuğu büyük şeydi. Boyutu neredeyse sürücününki kadardı ve aşağıya doğru daralan kısmından mat bir sıvı damlıyordu asfalta.

“Koji…?”

Genç adamın iş arkadaşlarından biri elinde tuttuğu o yırtık pırtık şeyin ne olduğunu anlayabilmişti. Hala motosikletinin üzerinde duran sürücü, elini gevşetmiş ve tuttuğu şeyi—hayır “adamı” asfalta fırlatmıştı.

O bunca zaman bekledikleri, geç kalan “iş arkadaşları”ydı. Acımasızca dövülmüşçesine şişmişti yüzü. Burnundan ve ağzından kanlar damlıyordu.

“Olamaz…”

“Kim lan bu herif?”

Herkesin içinde garip bir his oluşmuştu fakat kimse korkmamıştı. Arkadaşlarını dövülmüş halde gördükleri için sinirlenmemişlerdi bile. Belki de bu grup “iş arkadaşları” çizgisinden öteye geçemediklerindendi.

“Ne istiyon lan? Ne istiyon? Ne halt istiyosun bizden?”

İçlerinden biri – ki kalabalığın en aptalı gibi görünüyordu -, kapüşonlu bir adam birkaç adım öne çıktı. Onun gibi beş kişi daha vardı. Bu yüzden avantajlıydı ve bu genç adamı kibirlendiriyordu. Motosikletlinin yanına gittiği an oklar tersine dönmüştü. Şimdi yüz yüzeydiler ve motosikletin üzerinde duran şeyin tam olarak ne olduğunu anlayabilen bir o vardı.

“…”

Çatırt.

Uğursuz, yıkıcı bir ses yankılandı. Tamamen tüyler ürperticiydi. Çıkan ses herkesi uğursuzluğa düşürmekten başka bir şey yapmamıştı. O ses milletin içindeki sirenleri ateşledi. Sirenler yankılanıyordu. “Tehlike, tehlike…”

O sırada kapüşonlu adam birden yere düşüverdi yüzünü asfalta sürterek.

“N-ne----?”

Diğerleri de alarma geçmişlerdi. İşteyken her zaman yaptıkları gibi etraflarını incelemeye başlamışlardı. Düşmanın motosikletliden başkası olmadığını fark ettikleri anda o “gölge” yavaşça botlarını motosikletten indirip yere basmıştı.

Hareketlerini dikkatle izliyorlardı. Daha önceden kaldırmış olduğu ayağını yeniden yere basıyordu fakat adamlardan daha itaatkar olanları tamamen başka bir şeyi inceliyorlardı.

Motosikletlinin botunun altındaki şeye bakıyorlardı: gelen kapüşonlu adamın gözlüklerine.

Şimdi her şeyi daha iyi anlıyorlardı.

--Gölge motosikletin üzerindeyken bacağını savurmuş ve tek hamlede kapüşonlu adamı yere sermişti.

Eğer adamın yüzünü görmüş olsalardı burnunun kırılmış olduğunu anlarlardı. Gölge atacağı tekmenin uzaklığını hesaplamış ve böylece adam ileriye uçmamıştı. O sırada da botunun tabanındaki çentiği kullanmış ve burnuna asılıp yamultmuştu.

İzleyenlerin bunu kavraması imkansızdı. Yarısı bunu garip bulmuştu. Bu şekilde tekmelenen bir insan nasıl olurdu da öylece yere düşebilirdi? Bir kez daha düşünmeksizin topluluğun diğer bir yarısı bellerine astıkları sersemletici aletleri ve copları çıkardılar hemen.

“Ne… ne oldu öyle lan? Eh…ah? Ama… nasıl yaralandı…?”

Birkaçı bu konu üzerinde tartışırken adamlardan ikisi öfkeyle kükrediler ve motosiklete yöneldiler.

“Ah, hey…”

Gençler ne söyleyeceklerini düşünürlerken gölgenin sessizce motosikletinden sıyrıldığını gördüler. Ayağının altında parçalanan camın çıtırtılarını duyabiliyorlardı. Gölge tamamen ifadesizdi ve yalnızca sessiz adımlarla onlara yaklaşıyordu. Gölge silüetinde zariflikle hareket ediyordu.

Olan olaylar genç serserinin hafızasına derince işlenmişti ve o an sanki saniyeler yavaş çekimde ilerliyormuş gibi hissettirmişti. Belki de içinde bulundukları durum kavraması güç olduğu ya da saniyeler geçtikçe içindeki tehlike hissi giderek arttığı içindi.

Adamlardan biri elindeki şok cihazını gölgenin vücuduna tuttu.

-Ama elektrik deriden işler miydi?

Bu soru aklına dank ettiği sırada gölgenin vücudunun şiddetle sarsıldığını gördü. Anlaşılan o ki işliyordu. Problem çözülmüştü. Adam rahatlayıp iç geçirdi ve iki kere daha elektrik verdi. Ama hemen o sırada serserinin göğsü bir kez daha endişeyle gerilmişti.

Gölge şiddetle titriyordu fakat elini uzatıp sopayla zırhlanmış adamlardan birini yakalamıştı.

“ARGH!!”

Titreyen gölgenin aksine sopayı tutan çocuk geriye doğru şiddetle sallanıyordu ve dayanamayıp yere yığın halinde yuvarlanmıştı.

“Seni piç…”

Şok aletli adam o an gölgenin ona doğru yaklaştığını fark etti ve silahını sakladı. Durum değişmemişti ve gölge elini adamın boynuna kenetlemişti.

Tüm gücüyle çabalamasına rağmen gölge, amansız kavrayışını bir an olsun hafifletmemişti. Adam gölgenin boynuna sıkı bir darbe indirmiş olmasına rağmen kaskından yalnızca karanlık ve sessizlik yayılmıştı.

“Eh…ah…”

Şok aletli adam gözleri yuvalarından fırlayasıya dek, yalnızca gözlerinin beyazları gözükene dek boğazlanmıştı. Tıpkı sopalı adamın düştüğü gibi yere yapıştı.

-İyi değil.

Neler olduğunu bilmemesine rağmen bu olanların iyi bir şey olmadığını biliyordu. Bir milim dahi hareket etmedi. Koji de dahil altı kişiden dördünün çoktan işi bitmişti. Dehşet, serserinin göğsünü sarmıştı fakat korktuğundan değil, neler olacağı hakkında bir fikri olmamasındandı.

“Bu herif biraz yumruk dövüşü biliyor sanki…”

Serseri ölesiye korkuyordu. Ama sağındaki arkadaşı ondan daha sakindi. Aklındaki tahminleri fısıldadı ona.

“Ga-san.”

Cevap olarak serseri onun adını söyleme ihtiyacı duymuştu. Ga-san denen serseri grubun lideri olarak tanınıyordu. Bunca zaman boyunca gölgenin hareketlerini sessizce izlemişti. Gözlerinde şiddetli korkudan tek bir iz olmamasına rağmen tamamen sakinleşemediği söylenebilirdi.

Ga-san ceketinin cebinden genişçe bir bıçak çıkardı.

“Ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum… Ama sana bunu saplarsam ölürsün.” Dedi tehditle karışık elindeki bıçakla sendeleyerek gölgeye yaklaşırken.

Bıçağı elinde çevirdi. Meyve bıçağı ya da bir kamadan daha büyüktü fakat mangalardaki o bıçaklar kadar da büyük değildi. Kabzası eline cuk oturuyordu ve en az kabzası kadar büyük olan bıçağı buz gibi parıldıyordu.

“Az önce ne yaptığın umurumda değil ama bunu çıplak elle savuşturabileceğini hiç sanmıyorum..ha? Ha?”

Gölgenin hareketleri adamın kışkırtmalarını aniden yarıda kesmişti.

Gölge yavaşça eğilmiş ve adamın arkasından iki şey kapmıştı: iki serserinin önceden kullandığı sopa ve şok aleti.

“…”

Sağ elinde şok aletini tutuyordu. Sol elinde ise sopa vardı. Nito-ryuu’nun* garip bir türü gibiydi. 
*Nito-ryuu: İki elde iki kılıç bulundurulabilen bir dövüş sanatı.

Önceden ürkütücü bir sessizlikte olan otopark şimdi tamamen sessizliğe bürünmüştü.

“Eh… garip…. Bu olamaz! Yumruk dövüşü yapmayacak mısın?” diye sordu lider sessizliği bozarak. Sanki gölgeye değil de kendi kendine soru soruyormuş gibiydi.

Sorusu kulağa şaka gibi gelse de ses tonunda kalın bir korku vardı. Keşke bu adama en başından hep birlikte saldırmış olsalardı! Şimdi görünen oydu ki başka seçenek yoktu ve geri çekilirse daha da kötü olacaktı.

Adamın arkasında duran serseri olduğu yere köklenmişti. Eğer rakipleri bir çete üyesi ya da polis olsaydı hiç düşünmeden yardıma koşardı. Hayır, hepsi birden yardıma koşarlardı.

Ama şu an, karşılarındaki o “şey” oldukça garipti. Artık eskisi gibi hareket edemiyorlardı. Önlerinde duran sadece motosikletçi kıyafeti giymiş biriydi ama gölgenin yaydığı o korkunç aura onları huzursuz ediyordu, sanki varlığı başka bir dünyaya akıp gidiyormuşçasına.

Arkasındaki serserinin duyduğu huzursuzluğu fark ettiğinden midir bilinmez, Ga-san dişlerini sıktı ve bağırdı.
“Seni orospu çocuğu! Ben elimde bir bıçak tutuyorum, sense korkakça sinmişsin oraya! Seni küçük sürtük!”

Durumun ne kadar adil olmadığından şikayet ederken gölge sessizce birkaç adım attı ve liderle yüzleşti.

Ve sonra serseri “o” şeyin içinde elle tutulabilir bir yaratığın olduğunu gözleriyle gördü.


♂♀


《Siyah sürücü insan değil.》

[Ne peki?]

(Aptalın teki sadece.)

《Dotachin onun bir ölüm meleği olduğunu söylüyor.》

[Dotachin?]

《Bir keresinde görmüştüm aslında… siyah sürücüyü birini kovalarken.》

[Dotachin kim?]

(Polisi aradın mı?)

《Nasıl söylesem… O şeyin kendisine bağlı olduğunu görünce insan olamayacağını anladım.》

[… Hey görmezden gelme beni! Dotachin kim?!]

《İlk başlarda emin değildim ama sonra o şeyin vücudunun içinden çıktığını fark ettim---》

[…]

[?]

(Sanırım bağlantısı koptu.)

[Ha? Ama iki hikayenin de tam ortasındaydı! Vücudundan çıkan şey neymiş?]

[Ve Dotachin kim??]



♂♀

0 yorum:

Yorum Gönder