2015/09/08

Yume Nikki Bölüm 9 : Yatak

Orada bir süre kıpırdamadan duruyorsun.

Orada, karlı manzaranın tam ortasında, küçük bir çocuk gibi o minik bebeğin kalıntılarını kucaklayıp dururken, kar taneleri eteğini ıslatmaya başlıyor. Ama sen hareket etmiyorsun, yağan kar tarafından gömülmeyi amaçlıyormuşsun gibi. Ve sonunda göz ucuyla fark ediyorsun.

Zorlukla görebiliyorsun fakat orada bir iglo daha var. Onun sıcaklığını arıyormuşcasına çekici teklifini kabul edip yürümeye başlıyorsun. Farkında olmadan.

Şimdiye kadarki her yerde bir arada bulunan bir sürü iglo vardı sanki bu soğuk günde birbirini sıcak tutmaya çalışan bir kuş sürüsü gibi. Fakat bu tek başınaydı, diğerlerinden uzakta, yapayalnız. Eğer o iglolar çocukluğundaki anıların kristalize edilmiş haliyse, bu da hatırlamak istemeyeceğin bir şeyle alakalı olmalıydı.

Hoş olmayan bir durumdu bu. Ama görünürde başka iglo yoktu, bu yüzden dikkatle ona doğru yürümeye devam ettin. Orada seni ne tür bir keder ve üzüntünün beklediğini bilmiyordun. Aniden duraksadın. Yaklaştığın iglonun derinliklerinde sana bakan bir yüz vardı.

Onu gördüğün andan itibaren ondan nefret edeceğini biliyordun. Bu şey, tüm o güzel karlı manzaradan uzaktaydı. Çirkin ve hoş olmayan bir şeydi. Sendeliyorsun ve geri dönmeye karar veriyorsun. Gözlerinin önünde, iglodan dışarı çıkıyor bir şey; karlı manzarayı zehirleyerek, burasının sahibi oymuş gibi ayaklarıyla etrafı kirleterek.

Bir yandan bir kadını andırıyor. Zarif ve iyi yetiştirilmiş bir bayan. Süslü bir elbise giymiş ve saçları güzelce taranmış. Oldukça ince görünüyor... Fakat yüzü iğrenç. İri gözleri var ama göz bebekleri küçücük, tıpkı etçil bir kuşunki gibi. Uzun ve sivri bir burnu var, tıpkı bir cadınınki gibi. Ve yakından baktığında elbisesi bile zehirleyici bir hava salıyor. Tıpkı bir yaban arısı yahut bir örümceğin renklerinin yabani hayvanlara zehirli olduğunu göstermesi gibi. Sana kesinlikle yaklaşmamalı. Tehlikeli, kötü. Bu uğursuz kadın hakkında hissettiklerin bunlar.

Bir açıdan boyu bir yetişkininkini andırıyor. Görünen o ki kadın, sana ve yavaşça geri çekilmene pek ilgi göstermiyor ve umursamazca yürümeye devam ediyor. Sanki neredeyse seni görmüyormuş gibi. Senden tamamen farklı bir boyuttaymış gibi kadın seni fark etmeden etrafta gezinip durmaya devam ediyor.

Boşu boşuna endişelenmiştin. Birden karı eşelemeye başlıyorsun. Parmakların soğuktan yanıyor ama sen umursamadan işine kaldığın yerden devam ediyorsun. Kısa bir süre sonra, yağan karın altında şu çok iyi hatırladığın trafik lambasını bulmayı başarıyorsun. Otoyolda bulduğun, üzerine düşen ve bir parçan olan hani.

Neden böyle bir şey kara gömülmüş halde duruyor? Bunu kazarak çıkarabileceğini düşündüren neydi? Bu bir bilmeceydi ama sanki buna karşı bir teorin varmış gibi pek de şaşırmamıştın. Titreyen kollarınla trafik lambasını kucaklıyor ve sonra altındaki delikten onu üzerine geçiriyorsun. Tıpkı bir kostüm gibi. Ve onu her gün giydiğin bir üniformaymış gibi giymeye alışmışsın. Işığı kırmızıya çeviriyorsun uzun boylu bayanın amaçsızca etrafta dolaşmayı kesmesini istercesine. Kadın bunu görüyor ve komik bir rutinin içindeymiş gibi duruyor. Orada bekliyor, daha doğrusu tamamen donmuş gibi görünüyor. Bir ayağı yere basmak üzere havada duruyor fakat hiçbir şekilde hareket etmiyor. Parmakları ve saçları da öyle.

Trafik lambasını üzerine geçirmiş ve güçlü bir reddediş duygusu göstermiştin. Dur. Hareket etme. Yaklaşma. Hayır. Negatif.
Yanılıyorsun... Tüm o duygularla kırmızı rengi gösteriyor ve giydiğin lambayla dönmeden düşmemeye gayret göstererek elinden geldiğince hızlı bir şekilde koşmaya başlıyorsun. Elbette ki önüne bakmadan yürümek kar üzerinde yürümeyi zorlaştırıyor. Takılıp düşüveriyorsun. Sen düşer düşmez trafik lambası mükemmel bir uyumla çatlayıp kırılıyor ve içinden yuvarlanarak çıkıyorsun.

Trafik lambası kırıldığından uzun kadın hareket etmeye başlıyor yine. Korkuyla arkana bile bakmadan kaçıyorsun. Sonra önünde tamamen doğal olmayan bir şey görüyorsun.

Birdenbire fırtınanın ortasında beliriveriyor. Bu beyaz manzaranın ortasında olmaması gereken bir şey. Bir yatak. Düz ve sıradan bir yatak. Dahası, üzerinde hiçbir şekilde kar birikmemiş, sanki daima sıcakmış gibi. Hiç vakit kaybetmeden ona doğru koşuyor ve üzerine atlayıp çarşafı kafana çekiyorsun.

Kıvrılıyor ve titriyorsun. Bir korku filmi izlemişsin gibi. Ya da ailen seni azarladığı için uyumaya niyetlenmişsin gibi. Çarşafın altında kıvrılarak kendini uyumaya zorluyormuşçasına gözlerini sıkıca kapatıyorsun.

Rüya görüyorken yeniden uykuya dalmak. Yatağının derinliklerinde bir yatak daha bulmak. Bir denizin derinliklerine batıyormuşçasına kaynağa doğru sürüklenmek. Sen bunu yaparken uzun boylu kadın yatağın etrafında amaçsızca dolaşmaya devam ediyor. Yaramaz çocuğunun uyuyup uyumadığını kontrol eden aşırı korumacı bir ebeveyn gibi. Aşırı derecede mide bulandırıcı gözlerini durmadan döndürerek. Uyanık olduğuna dair göstereceğin en ufak bir işarette üzerine berbat bir lanet salacakmış gibi yatağa bakıyor. Kadın gitmiyor. Sadece durmadan yatağın etrafında dönüp duruyor.

Uyumak tek kaçış yolun. Görmek istemediğin şeye gözlerini yummak ve kaçmak. Ama burada temel bir farklılık var. Nefret ettiğin bir aile, nefret ettiğin okul yahut iş yeri... Uyanır uyanmaz tüm bunlarla yeniden yüzleşmek zorunda kalacaksın. Gerçeklik daima orada, ne kadar derin uyumaya çalışırsan çalış orada seni bekliyor. Elbette uyumak hiçbir şeyi düzeltmeyecek. Kadın etrafında gayesizce fakat yorulmadan dönmeye devam ediyor. İçinde ne bir şefkat ne de sevgiyle, yatağın içinde herhangi bir hareket yapıp yapmayacağını sonsuz bir gözlemle kontrol ediyor. Ortaya çıkacak bir hamam böceğine saldırmaya yahut ucu kırılan bir saç telini çekmeye hazır gibi... Çok geçmeden, belki de rahatsız hissettiğinden birazcık da olsa kıpırdıyorsun.

Sadece şu sinir bozucu uzun kadından kurtulmaya çalışıyorsun umutsuzca. Fakat saklanmak fayda etmeyecek. Çarşafın altında sana yardımcı olabilecek bir şeyler aramaya koyuluyorsun, uzun kadının fark etmemesine dikkat ederek. Ve bir şey buluyorsun!

Biraz önce kaybolduğunu düşündüğün mavi saçlı küçük bebek bu. Yatakta yatan yorgun bir çocuk gibi sarılıyorsun ona. Göğsüne bastırıyorsun ve yüzünde bir gülümsemeyle kayboluyor bebek. Genelde çarşafın altında görmek zor olur ama kim zamanında bir ışık bile yakmadan kendi krallığının hakimiymiş gibi çarşafın altında oyun oynamadı ki? Bu belirsiz karanlığın içinde bebeğin bir çeşit kıyafete dönüştüğünü görüyorsun.

Bir zaman sonra tüm kızlar bebekleri unutur ve kıyafetlerine dikkat etmeye başlar. Modaya uygun giyinmek, makyajınla ilgilenmek... böyle yaparak kendilerini o bebeklere dönüştürürler. Böyle yaparak kızlar birer kadına dönüşürler ve anılarını rüyalarının derinliklerine gömerler.

Çarşafın altında kıyafetlerini değiştiriyorsun. Bu tıpkı soğuk bir sabahta sıcak kalabilmek için yatağının içinde üniformasını giymeye çalışan birini andırıyor. Gerçekle yüzleşmek için biraz daha bekleyip rüyaların çarşafının altında biraz daha debelenmek. Üzerini değiştirmeyi bitirir bitirmez çarşafın altından çıkıyorsun.

Kendine baktığında görünüşünü o bebekten ayıramıyorsun. Ölü kıyafetleri. Mavi renk saçların. Mükemmel bir kopyası olmuşsun. Her kadın ara sıra küçük bir kızken sevdiği bebeğin kıyafetlerini giymek ister.

Uzun kadına yalnızca bir kere bakıyorsun. Ama o ne yetişkinlere ne de bebeklere ilgi duyuyora benziyor. İlgisizce dönüp başka bir yere doğru gidiyor.

Rahatça bir soluk alıyor ve önceden gitmeyi planladığın igloya doğru dönüyorsun. Güçlü bir hava tarafından oraya çekiliyorsun. Uzun kadın da uzaklardaydı artık. Bu yüzden rahatça içeriye giriyorsun.

Şu ana kadar gördüklerinden bariz bir şekilde farklı. Yerde bir su kaynağı var.Yüzünü yıkayıp arındırabileceğin kadar küçük miktarda bir birikinti. Fakat yoğun bir losyon ya da yüz kremi gibi garip bir hacmi var. Herkes sabahları gerçekle yüzleşmek için ilk önce yüzlerini yıkarlar. Sonra yetişkin kızlar makyaja dönerler.

Bunu düşünürken ellerini su kaynağına daldırıyorsun.

Bir yerlerde uzun kadının aşağılayan kahkahası yankı yapıyor.

0 yorum:

Yorum Gönder